Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Talip Bayram Gastronomi, İletişim ve Marka Danışmanı

Talip Bayram

Gastronomi, İletişim ve Marka Danışmanı 



Özet Bilgi

  • Özet Özgeçmiş 
    Marmara Üniversitesinden 1991 yılında mezun olan Talip Bayram, profesyonel iş hayatına 1992 yılında atıldı. Basın yayın, otomotiv, pazarlama, sigorta, hazır giyim ve restoran alanlarında üst düzey yöneticilikler yaptı. Hyundai Asgüngüzler Genel Müdürlüğü, Hürriyet Gazetesi Satış Pazarlama Grup Müdürlüğü, Çift Geyik Karaca Giyim Kurumsal İletişim Direktörlüklüğü yaptığı görevler arasında. Son olarak Kübban Gaziantep Mutfağı Restoranlarında Genel Müdürlük görevinde bulunmuştur. Halen Milliyet Favori Lezzetler Gazetesinde ve Analiz Gazetesinde Yazarlık yapmaktadır. 


İletişim Bilgileri


Kişisel Bilgiler

  • Doğum Tarihi: 1966
  • Eğitim Durumu: Marmara Üniversitesi 1991
  • Yabancı Dil                       : İngilizce ve Arapça Orta Seviyede
  • Medeni Durumu: Evli ve 3 Çocuk Babası
  • Uyruk: Türkiye Cumhuriyeti
  • Askerlik Durumu: Yapıldı (10.09.1998)
  • Sürücü Belgesi: B (1990)
  • Yönetim Bilgileri

    • Yönetmiş Olduğu En Yüksek Bütçe(TL): 100.000.000 TL
    • Kar/Zarar Sorumluluğunuz: Var
    • İcra Kurulu ve/veya Yönetim Kurulunda Görev Aldınız mı?: Evet
    • Organizasyon Şemasında Üzerinizde Bulunan Yöneticinin Ünvanı: Yönetim Kurulu Başkanı
    • İşe Alma/İşten Çıkarma Yetkiniz: Var
    • İmza Yetkiniz: Var
    • Yönettiğiniz Ekipteki Kişi Sayısı: 200
    • İş Deneyimleri

      • Genel Müdür
      • Kübban Gaziantep Mutfağı
      • 05.2016-...   (1 yıl, 2 ay)  | İstanbul(Avr.) - Türkiye  | Tam Zamanlı
      • Kübban Restaurantlarında,
        Şirketin mali yapısını ve finansal durumunu takip etmek icra kuruluna raporlamak, pazarlama faaliyetlerini yönetmek ve günümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal medya hesaplarının takibini yapmak, müşteri ile online ortamda ilişkiler kurmak ve reklam ve tanıtım faaliyetlerini yürütmek. Özetle şirketin tüm işlerden sorumlu "Genel Müdürlük" yapmak
        • Kurumsal İletişim Direktörü
        • Çift Geyik Karaca Giyim
        • 04.2012-12.2015   (3 yıl, 8 ay)  | İstanbul(Avr.) - Türkiye  | Tam Zamanlı
        • Çift Geyik Karaca'nın karlılığını, varlığını ve itibarını sürdürebilmesi için; temel amaçlarını, hedeflerini ve değerlerini doğru yöntem ve teknikleri kullanarak ilgili çevrelere aktarabilmek.
          Şirketin Kurumsal iletişim,reklam ve imaj oluşturma,değişimi gerçekleştirme,kurum kültürünü oluşturma,medya ve müşteri ilişkilerini geliştirme,uluslararası iletişimle birlikte genel iletişim politikaları belirleme,kurum içinde iletişim,kurumsal vatandaşlık,etik ve teknoloji konularında gerekenleri yapma,halkla ilişkiler,liderlik ve iletişimi sağlamak gibi işlevleri yerine getirmek.
        • Pazarlama Grup Müdürü
        • Hürriyet Gazetecilik A.Ş.
        • 09.2008-04.2012   (3 yıl, 7 ay)  | İstanbul(Avr.) - Türkiye  | Tam Zamanlı
        • Hürriyet Gazetesi ile birlikte Hürriyet A.Ş'ye bağlı Radikal Ve Hürriyet daily News Gazetelerin satış ve pazarlama çalışmalarına katkıda bulunmak,yeni satış kanalları oluşturmak ve Abone departmanını yönetmek. Bireysel Abone konusunda Projeler geliştirmek
        • Genel Müdür
        • ASGÜNDÜZLER OTOMOTİV
        • 01.2005-08.2008   (3 yıl, 7 ay)  | İstanbul(Avr.)  | Tam Zamanlı
        • Otomotiv Sektöründe Hyundai Yetkili Bayisi olarak faaliyet gösteren şirketin iki Plaza ve bir showroomunda Satış, Satış Sonrası, Yedek Parça ve 2. El ticari faaliyetlerini, sorumlu müdürleri ile yönetmek. Distiribütörle menfaat birlikteliği kurarak maksimum verim ve kar elde etmek için projeler üreterek uygulamaya koymak ve takip etmek, doğru ve gerçekçi denetlenen bir muhasebe sistemi ile yönetim kuruluna belirli periyotlarla raporlar sunmak.

21 Mart 2012 Çarşamba

Vuslat Doğan Sabancı geleceğin medyasını anlattı


Hürriyet Piyasanet
17 Mart 2012, Cumartesi,


Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, medyada geleceğin internet yayıncılığıyla birlikte içerik ve marka yaratmadaki başarıda olduğunu söyledi.

Bursa’da Capital ve Ekonomist dergileri tarafından bu yıl ilki düzenlenen Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde ‘Geleceğin sektörleri’ başlıklı oturumda konuşan Sabancı, iyi fikrin internet yayıncılığında çok önemli olduğunu ancak marka yaratarak kalıcı olmanın maliyetinin yüksek olduğunu belirtti.

Vuslat Doğan Sabancı şöyle konuştu:

“Medyanın geleceği internet. Çok iyi bir fikrin varsa internette yayıncılık yapmak gerçekten kolay. Çünkü giriş sermayesi o kadar yüksek değil. Dağıtım kanalları herkese açık. Geleneksel medyadaki gibi televizyon kanalı, matbaa makinen ya da dağıtım ağının olması şart değil. Ama internette yayıncılık yapmak diğer taraftan tuzaklarla dolu bir yol. Çünkü, kalabilmek zor. Marka oluşturabilmek için gereken sermaye o kadar yüksek ki; gerçekten bunu başaranlar çok az.”

YURTDIŞINDAKİ REKABET TÜRKİYE’YE GELMEDİ

Türkiye de dahil dokuz ülkede internet yayıncılığı yaptıklarını hatırlatan Sabancı, yurtdışındaki rekabetin henüz Türkiye’ye gelmediğine de dikkat çekti.

Vuslat Doğan Sabancı, “Görüyoruz ki, bu rekabet Türkiye’ye daha gelmemiş gibi. İnternette iyi fikrinin var olmasına ve başarılı bir içerik sunabilmene rağmen yaşayabilmek için çok fazla pazarlama yatırımı yapmaya ihtiyacınız var. Dolayısıyla, gereken yatırımın zamanlaması ve yönü değişiyor. Dağıtım kanallarından daha ileriye pazarlamaya dönüyor” dedi.

KALIN DUVARLAR YIKILDI

İnternetin aynı zamanda medyada çok önemli bir değişim yarattığını ve mecralar arasındaki kalın duvarları yıktığını belirten Sabancı, “Yani, internet ve teknoloji sayesinde TV, gazete, dergi, radyo gibi mecraların hepsi birbirine girmeye başladı. Artık bu mecralarda var olan markalar var. Ama mecralar net değil” dedi.

Vuslat Doğan Sabancı şöyle devam etti:

“Bugün Hürriyet Gazetesi’yle 2 milyonluk bir kitleye, onun yanında hurriyet.com.tr sitesi ile 2.2 milyon kişiye erişiyoruz. Bu iki mecra arasında kesişen kısım sadece yüzde 15. Bunun yanında, son 1.5 yılda Hürriyet’i takip eden sosyal medyada 1.5 milyon kişilik bir kitle yaratılmış. Mobil tarafında da 400 bine yakın takipçimiz var. Ayrıca, iPad’de 130 bin takipçimiz var. Böyle baktığımızda, 5 milyona yaklaşan bir girişimden bahsediyoruz. Hürriyet Gazetesi ile sadece 2 milyon kişiye ulaşıyoruz. Ama elbette gücümüz, köklerimiz, tecrübemiz oradan geliyor. O olmasa bütün bu noktalara erişemezdik”


MARKALAR ÖNE ÇIKTI
Vuslat Doğan Sabancı, mecraların birbirine girmesinden dolayı artık markaların öne çıktığını ifade ederek, markanın takipçisi olmanın önemine de işaret etti.

Sabancı şöyle devam etti:

“Dijital dünyada markayı oluşturmak kolay değil, çok zor. Artık, markalarla her yerde olmak zorundasınız. Hem medyada hem de diğer alanlarda. ‘Ben sadece Facebook kullanıyorum, gazete okumuyorum, radyo dinlemiyorum’ diyebilir misiniz ya da ‘Sadece televizyona bakarım’ diyebilir misiniz. Tabi ki hayır. İnternete de giriyorsunuz, bazılarımız twit de atıyoruz.

“Dolayısıyla marka olarak ihtiyaç duyulan yerde her formda olmalıyız. Biz markamızın takipçisi olmalıyız. Medyanın geleceği güçlü markalarda yatıyor.

“Sabancı, teknolojinin güçlü markaları oluşturup, büyütüp devam ettirmede medya sektörüne önemli fırsatlar verdiğini de söyledi.”

İÇERİK KRALDIR

Vuslat Doğan Sabancı konuşmasında teknoloji ve internet sayesinde medya sektörü için ‘içerik’in yeniden ön plana çıktığını da belirtti.

Vuslat Doğan Sabancı,”Artık dağıtım kanalları gibi katma değeri az olan işlerle uğraşmayın. Bunu zaten Apple şirketi ve başka dağıtım kanalları sizin için yapıyor. Siz içerik üretiyorsunuz. Burada, asıl yapmanız gereken işe geri dönüyorsunuz. Bu noktada asıl farkı yaratacak olan içeriktir. 15 yıldan beri sessiz sessiz, hafif korka korka söylüyorduk. Ama şimdi daha yüksek sesle söyleyebiliyorum, ‘İçerik kraldır’. Bizim işimiz içeriktir” dedi.

“FISTIĞIN YANINDA HAVYAR ÜRETMEYİ DE ÖĞRENECEĞİZ”

Vuslat Doğan Sabancı bu noktada içeriğin nasıl olması gerektiğine de değinerek, kimsede olmayan içeriğin üretilmesinin önemine işaret etti.

Vuslat Doğan Sabancı, “Fıstık üretmenin yanı sıra yüzde 20 havyar üretmeyi de öğreneceğiz. Yani kimsede olmayan. Kendi aramızda böyle bir dengeyi konuşup, kurguluyoruz. Tabi ki, son dakika haberleri de üreteceğiz. Ama, hiç kimsede olamayan, iyi işlenmiş her boyutuyla sunulmuş her yere verilmiş içerik kıymetli içeriktir. Bunun için de her zaman para ödemeye değer” dedi.

Vuslat Doğan Sabancı, Hurriyet markasının sadece haber değil içerik markası olduğuna da vurgu yaptı.

HURRİYET.COM.TR KITA AVRUPA’SINDA İLK SIRADA

Vuslat Doğan Sabancı, medyadaki küresel rekabet konusunda da önemli bir konumda bulunduklarını belirterek, İngiltere dışarıda bırakıldığında hurriyet.com.tr’nin Kıta Avrupası’nda ilk sırada yer alan medya portalı olduğunu hatırlattı.

“Hurriyet.com.tr, bugün Avrupa’da en fazla erişim sağlayan medya portalıdır. Biz bunu 15 yıl önce hayal dahi edemezdik. Bir medya markası Türkçe lisanıyla Kıta Avrupası’nda lider durumdadır. Dolayısıyla işinizi iyi yaparsanız, tüketici sizin markanıza alışıyor ve kendini güvende hissediyor” dedi.

Vuslat Doğan Sabancı medya alanında Türkiye’nin bölgesinde lider konumunu üstlenmiş durumda olduğuna da söyledi.

Medyanın geleceği bu formülde yatıyor

Hürriyet Planet
21 Mart 2012


Medyanın geleceği bu formüldePew Araştırma Merkezi Üstün Gazetecilik Projesi, 2012 yılı raporunu yayımladı. ABD'de gazeteciliğin durumunu değerlendiren yıllık raporda 2011’de en parlak dönemine ulaşan dijital devrimin geleneksel medya için hem olumlu hem olumsuz sonuçları olduğuna dikkat çekildi.Amy Mitchell ve Tom Rosenstiel’in imzasını taşıyan “Haber Medyasının Durumu, 2012” başlıklı raporda, 2011’de mobil cihazların tam anlamıyla kullanıcıya ulaştığı belirtilerek, “Bugün Amerikalı yetişkinlerin her 10’undan dördü akıllı telefon sahibi. Beş yetişkinden birinin tablet bilgisayarı var. Yeni otomobiller internet donanımıyla piyasaya çıkıyor. Mobil erişim arttıkça sosyal ağlara olan ilgi de artıyor” denildi. Bu yeni düzenin, habercilik için hem fayda hem zarar getirdiğine dikkat çekilen rapordan öne çıkan bulgular şöyle: -- Son dönemdeki araştırmalar, mobil cihazların, insanların haber tüketimine katkı yaptığını, geleneksel haber markalarının çekiciliğini artırdığını ve klasik gazeteciliği güçlendirdiğini gösteriyor. Örneğin, akıllı telefonlarından ya da tablet cihazlarından habere erişen her 10 kişiden sekizi, geleneksel bilgisayarlar üzerinden de haber alıyor. Bir başka deyişle, insanlar gün boyunca habere, cep telefonlarından, masaüstü ya da dizüstü bilgisayarlarından kolay ulaşabiliyor olmanın avantajlarından faydalanıyor. Bununla birlikte, geçen yılki raporda altı çizilen bir sorun, bu yıl daha da önemli hale gelmiş durumda: Teknolojik araçların haberin geleceği üzerindeki kontrolü. -- Geçtiğimiz yıl, öne çıkan iki eğilim, habercilik ile teknoloji endüstrisi arasındaki farkın açıldığına işaret ediyor. Birincisi, yeni mobil platformların ve sosyal medya kanallarında yaşanan patlama, haber kurumlarının yetişmesini gerektiren yeni bir teknolojik alan doğuruyor. -- İkincisi, geçtiğimiz yıl, az sayıdaki teknoloji devi şirket, hayatımızdaki bütün teknolojik ürünleri tek elden üreterek konumlarını güçlendirme yoluna gitti. Google, Amazon, Facebook, Apple ve birkaç şirket, aynı anda hem insanların kullandıkları donanım ürünlerini, hem bu cihazlarda kullanılan işletim sistemlerini, hem tarayıcıları, hem iletişimin ana kanallarından e-posta hizmetlerini, hem paylaşımların sağlandığı sosyal ağları hem de alışveriş ve eğlence için kullanılan web platformlarını geliştirmeye başladı. Bütün bu ürünler, bu şirketlere, tüketiciler hakkında detaylı kişisel veri sunuyor. -- Beş büyük teknoloji şirketi, 2011 yılında internet reklam gelirlerinin yüzde 68’ini elde etti. Bu listeye, gelirlerinin büyük bir kısmını satışlardan, indirmelerden ve araçlardan sağlayan Amazon ve Apple dahil değil. 2015 yılında, Facebook’un her beş dijital reklamdan birinin satışını yapması bekleniyor. HABER ENDÜSTRİSİ GERİ KALIYOR Geçen yıl yayımlanan “Haber Medyasının Durumu” raporunda, araştırmacılar, “Adaptasyonda geç kalan ve kültürel olarak mühendislikten çok içerik üretimine bağlı olan haber endüstrisi, kendisini basın sektörünün lideri değil takipçisi olarak buldu” sonucuna varmıştı. Bu seneki raporda bu durumun daha da kötüye gittiği belirtildi. Mitchell ve Rosenstiel, bu bulgular ışığında bir soru de ortaya attı: Teknoloji devleri, tüketicilere sundukları “her şey” kapsamında, güçlü bir mirası olan haber markalarını da satın almayı çıkarlarına uygun görecek mi? Facebook’un, Washington Post gibi bir medya devini almayı düşündüğü bir dönemde, daha küçük medya şirketlerinin hayatta kalması mümkün olabilecek mi? İŞBİRLİĞİ REVAÇTA Teknoloji devleriyle, haber kurumları arasında şimdiden bazı güçlü mali bağlantılar oluştuğuna dikkat çekilen raporda, YouTube’un orijinal içerik üreticisi olma planları kapsamında Reuters’la yaptığı işbirliği örnek gösterildi. Rapora göre ayrıca, Yahoo, video sağlayıcısı olarak ABC News’le anlaştı. AOL kendi içeriğini üretmekte başarısız olduktan sonra Huffington Post’u satın aldı. Facebook ise “Social Reader” uygulamasının devreye girmesiyle, Washington Post, Wall Street Journal, Guardian gibi gazetelerle ortaklık kurdu. Hatta bu ay içinde Facebook’un kurucularından Chris Hughes, 98 yıllık New Republic dergisini satın aldı. Bununla birlikte raporda geleneksel haber kurumlarının, interneti kendi amaçları için kullanmak adına adımlar attığı da belirtildi. Örneğin, Associated Pres, 20’den fazla haber şirketiyle lisans anlaşmaları yaptı. ABD’deki gazetelerin yüzde 10’u dijital abonelik sistemine geçti. Yayıncı kurumlar, üçüncü kişileri aradan çıkarmak amacıyla dijital pazarlama ve danışmanlık çalışmalarına başladı. Financial Times ve Boston Globe gibi birkaç kurum ise HTML 5 kullanarak ürettikleri mobil sayfalarla Apple ve Google’ın kontrolündeki “uygulama” dünyasına alternatif geliştirmeye çalıştı. TEK KANAL TWITTER Ancak Pew analistleri, bu çabaların sınırlı olduğunu ve yeni dijital alanlarda ilerleme sağlayan haber kuruluşlarının sayısının çok az olduğunu belirterek, “En büyük haber sitelerinde dijital reklamcılığın ve “akıllı” yani hedefi belli reklamcılığın hızlanması bekleniyor. Bugüne kadar haber kurumları okuyucu ve izleyicilerle ilişki kurmak, bilgi almak ve kendilerine ait olmayan içeriği paylaşmak amacıyla neredeyse sadece Twitter’ı kullandı” denildi. Raporun sonuç kısmında basılı gazetelerin sorunlarının 2011 yılında daha akut bir hal aldığı da vurgulandı. İnternetteki okuyucunun artışıyla basılı gazetelerin tirajındaki ve reklam gelirlerindeki düşüşün devam ettiğine de dikkat çekilen raporda, “2011’de basılı gazetelerin kayıpları, dijital gelirin neredeyse 10 katı oldu. Tiraj ve reklam gelirleri bir arada düşünüldüğünde, gazetecilik sektörü 2000’den bu yana yüzde 43 küçüldü” sonucuna işaret edildi. Pew analistleri, gazetelerin yaşadığı kayıpların toplumsal etkilerine de dikkat çekerek, “İnsanların devlet ve toplumla ilgili konularda haber almak istediklerinde ilk başvurdukları kaynağın (basılı ya da dijital) gazeteler olduğuna dair kanıtlarımız arttı. Eğer bu kurumlar ortadan kalkmaya devam ederse, bu bilginin hangi kanallar aracılığıyla insanlara ulaşacağı belli değil” yorumunu yaptı. “GAZETECİLİĞİN GELECEĞİNİ KURTARACAK FORMÜL…” Raporun, sonuç kısmında, “Özetle, haber endüstrisi, geçen yıldan bu yana yeni kazanç modeline yakınlaşmış değil. Dahası teknoloji endüstrisindeki rakiplerine karşı kayıpları da arttı. Ancak, haberin insanların hayatlarında daha önemli ve geniş bir alan kaplamaya başladığı yönündeki kanıtlar da artıyor. Sonuçta, gazeteciliğin geleceğini kurtaracak olan formül de bu olabilir” denilerek, Chris Hughes’un New Republic’i satın aldığı yaptığı açıklamaya yer verildi: “Tabletler okurların durmasına, düşünmesine, okumasına ve çok önemli fikirleri sindirmesine izin veriyor. Ülkemizde geleneksel, kaliteli gazetecilik için talep artıyor.”

15 Aralık 2011 Perşembe

TÜRKİYE’NİN YARISINDAN ÇOĞU İNTERNET KULLANMIYOR

Noyan Ayan
14 Aralık 2011
Türkiye’nin yarısından çoğu internet kullanmıyor





Kamuoyu araştırmaları ve araştırma şirketi olan KONDA, “İnternet ve Sosyal Medya Kullanımı” başlıklı araştırma sonuçlarını yayımladı.
Buna göre, toplumun yüzde 57′si hayatında hiç internete girmemiş. Türkiye’nin yüzde 42′si interneti zararlı bulurken interneti en az kullanan kesim ev kadınları. İnterneti en fazla Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) destekleyen kitle kullanırken Adalet ve Kalkınma Partililer (AKP) interneti en az kullanan kesim. Barış ve Demokrasi Partisi’ni (BDP) destekleyenlerin internet kullanımındaki yükseliş ise araştırmada “çarpıcı” olarak nitelendiriliyor.
Ocak 2011′de yapılan saha çalışmalarında 18 yaş üstü nüfusun siyasi tercihlerindeki eğilim ve değişimleri belirlemek, sosyal medya kullanımı, internet kullanım alışkanlıkları ve internetin hangi alanlarda ve hangi sıklıkla kullanıldığını ölçmek gibi amaçlarla yapılan araştırma kapsamında 36 ilin, 115 ilçesinde 154 mahalle ve köyde 2728 kişi ile yüz yüze görüşüldü.
EN AZ AKP’LİLER KULLANIYOR
İnternet kullanımında değişimin topluma hangi kanallardan nasıl ve ne derece nüfuz ettiğini anlamak için yapılan araştırmada tespit edilen bazı bulgular şöyle özetlendi:
  • Öğrencilerin, beyaz yakalıların, eğitimlilerin ve yüksek gelirlilerin başını çektiği mecraya en geç ayak uyduracak olanlar toplumun üçte birini oluşturan ev kadınlarıdır.
  • İnternette ne kadar zaman geçirildiği, internete bakışı ve alışkanlıkları en fazla etkileyen unsurdur.
  • Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım ağları, internet kullanımının önemli bir parçasıdır ve internet kullanıcılarını az çok temsil eder niteliktedirler.
  • İnternet en çok eğlence ve haberleşme için kullanılmakta ancak bilgi edinme, iş arama, bankacılık ve alışveriş gibi işlevleri de kısmen benimsenmiş durumda.
  • İnterneti en çok benimsemiş olanlar CHP’liler. AKP’liler ise internet konusunda en geriden takip edenler.
  • 18-28 yaş grubu, yoğun kullanımı ile farklı bir neslin habercisidir.
  • Dindar ve sofu olanların interneti, sağlık konusunda araştırma yapmak ve dini konularda bilgi edinmek dışında neredeyse hiç kullanmamaları, interneti toplumun kalanına göre farklı bir şekilde sahiplendiklerine işaret etmektedir.
Araştırma sonuçlarına göre CHP’yi destekleyenlerin yüzde 58′i internet kullanırken, onu yüzde 55 ile MHP’liler izliyor. BDP’lilerin yüzde 35′i internet kullandığını söylerken, AKP’yi destekleyenler yüzde 33 ile son sırada yr alıyor.
YÜZDE 42 ZARARLI BULUYOR
Bianet.org’un haberine göre KONDA’nın yapmış olduğu araştırmada çıkan ilginç sonuçlardan biri de toplumun yüzde 42′sinin internetin yarardan çok zarar getirdiğini düşünmesi.
Araştırmaya katılanların yüzde 42′si interneti zararlı bulurken, yüzde 29′u yararlı buluyor. Yüzde 29 ise konuya çekimser yaklaşıyor.
Oranların, kişilerin internete girip girmediğine, ne sıklıkla girdiğine ve sosyal paylaşım ağlarına üye olup olmadıkları göre değişkenlik gösterdiğinin ifade edildiği araştırmada, internet kullanımının arttıkça zarar verdiği yönündeki görüşün azaldığı tespit edildi.
Araştırmaya göre, yaş artıp, eğitim ve gelir seviyesi düştükçe, interneti zararlı bulanların oranı yükseliyor. Araştırma raporunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

24 Kasım 2011 Perşembe

'Hayatım, gazeteleri ben öldürmedim!'

ELİF İNCE

RADİKALGAZETESİ

13/10/2011

Huffington Post, The New York Times'ı sollayarak ABD'nin en çok okunan haber sitesi oldu. Sitenin kurucusu Arianna Huffington, 'dijital medyanın kraliçesi' mi yoksa 'modern köle tüccarı' mı?
'Hayatım, gazeteleri ben öldürmedim!'


GAZETELER İNTERNETTEN İÇERİK SATABİLİR Mİ?

Hüseyin Aslan


Gazeteler internetten içerik satabilir mi?

Financial Times ve Wall Street Journal’dan sonra New York Times da internette ücretli modele geçti. Peki internette paralı içerik modeli ne kadar gerçekçi ve Türkiye için geçerli mi?

” (14 Mart 2011) raporuna göre; gazete okurlarının sayısı 2009-2010 yılları arasında 5 puan gerilerken, internet okurları sayısı 17 puan yükseldi. Aynı rapora göre insanlar bir haberi gazetelerden önce internet ortamından okuyor. Bu alışkanlığın ilerleyen zamanlarda geleneksel gazeteciliğin pabucunu dama atacağı düşünülüyor.

Türkiye’de “e-gazete”

Türkiye’de gazetelerin internet sayfalarını takip edebilmek için herhangi bir ücret talep edilmiyor ancak gazetelerin basılı haline internet aracılığıyla ulaşabilmek ücretli abonelik gerektiriyor. İnternetten bir gazeteyi basılı haliyle okuyabilmeye “e-gazete” deniliyor. Neredeyse Türkiye’deki bütün gazeteler “e-gazete” hizmetini okuyucularına sunuyor. Bu hizmeti ücretsiz olarak sağlayan gazeteler varken, aynı hizmet için ücret talep eden gazeteler de bulunuyor. Türkiye’de “e-gazete” sistemini kullanan gazeteler ve belirlenen “çevrimiçi” abonelik ücretleri şöyle:

Sabah, Takvim, Fotomaçaylık 2 TL, Taraf, aylık 20 TL, 3 aylık 50 TL, 6 aylık 90 TL, 12 aylık 160 TL, Radikal, 1 aylık 3 dolar, 1 yıllık 33 dolar (IPAD’ler için sağlanan basılı gazete), Hürriyet, 6 aylık 15 TL, 1 yıllık 25 TL, Cumhuriyet3 aylık 42 TL, 6 aylık 81 TL, 1 yıllık 150 TL.

Tek elden “e-gazete” okumak

Gazetelerin kendi “e-gazete” sistemleri dışında, ReadJournal.com internet sitesi de kullanıcılarına bilgisayar başında “gazete” okuma imkanı sağlıyor. Bu internet sitesi henüz deneme aşamasında ancak anlaşmalı oldukları gazeteler de bulunuyor.

Star, Akşam, Agos, Evrensel, Birgüngazetelerinin hem güncel hem de arşiv gazetelerine tüm sayfalarına kadar ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu gazetelerin sayfalarından istediğiniz bir kısmı küpür olarak kesip mail adresinize gönderebiliyorsunuz. Anlaşmalı gazetelerin her birinin ayrı çevrimiçi abonelik ücretleri bulunuyor:

Akşamyıllık 323 TL, Star, Evrensel, Birgün, yıllık 175 TL, Agosyıllık 43 TL. Sistemde Zamanve Türkiyegazetesi ücretsiz olarak sunuluyor.

Neden ücretli abonelik?

Radikalgazetesi yazarı Serdar Kuzuloğlu’na göre Amerika’da geçtiğimiz sene Rupert Murdoch tarafından başlatılan “ücretli” abonelik sistemi, ilerleyen zamanlarda daha kapsamlı şekilde, gazetelerin internet sitelerindeki haberlere ücretsiz olarak ulaşılmasını da imkansız hale getirebilir. “Buna rağmen şu an için bütün yayınların ücretli aboneliğe geçmesi mümkün görünmüyor” diyen Kuzuloğlu, “İçeriği online takip edenlerden gelen kişi başı gelir, basılı yayınlardaki oranın çok gerisinde kalıyor” sözleriyle de internet içeriğinin “ücretli” hale getirilmesinin anormal karşılanmaması gerektiğini belirtiyor.

“Reklam açısından bakacak olursak; bir reklamveren gazeteye, dergiye ilan verirken kaç kişi gördü, kaç kişi bakıp da kendisini aradı bilmez, ölçemez. Ama internette bütün denklem bunun üstüne kuruludur.” diyen yazar; “bir yayın tirajım 1 milyon diye reklam alıp peşin para kazanabilirken, bir site 1 milyon ziyaretçisini reklama çeviremez. Görüntülenme yetmez, tıklama gerekir. Tıklamadan gelen gelir de her zaman yayıncı aleyhinedir.” sözleriyle de gazetelerin internet ayağını “ücretli” hale getirmeye başlamasının temel nedenini açıklıyor.

“Amaç sadık okurlardan para kazanmak”

The New York Times’ın 28 Mart 2011’de paralı sisteme geçmesinin beklenen bir şey olduğunun altını çizen İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Tunç, kuruluşların alternatif bir gelir modeli yaratma peşinde olduğunu “Sistemin amacı arada sırada gazeteye göz atanlardan çok, gazetenin sadık okurlarından para kazanabilmek. The New York Times’in web sitesini ayda 30 milyon kişinin izlediğini düşünürsek bu oldukça radikal bir iş modeli hamlesi. Aslına bakılırsa internet üzerindeki içeriği paralı hale getirmek oldukça riskli bir karar çünkü internet reklam gelirlerindeki artış, henüz yazılı basındaki düşüşü kapatacak kadar keskin değil. Dolayısıyla medya kuruluşları internet üzerinden para kazanmak için alternatif yollar aramaya çalışıyorlar.”

“ABD’de yazılı basın çok zor bir dönemden geçiyor”

Aslı Tunç, “ABD’de yazılı basın çok zor bir dönemeçten geçiyor. Pek çok prestijli ve bilinen gazete yayın hayatına son vermek zorunda kaldı.” derken, Zeynep Atikkan ile birlikte yazdıkları “Blogdan Al Haberi” kitabında da bu konuya dikkat çektiklerinin altını çiziyor. Tunç, “kitabımızın sonuç bölümü bu konuda geleceğe yönelik projeksiyonlarımızı özetliyor. Orada internetin gazetecilik yeteneği, sezgileri, temposu olan kişilere kendilerini ifade edebilecek yepyeni mecralar açarken habercilik de bir avuç medya elitinin elinden kaydığını belirtiyoruz. Dijital devrimle medyada güç ve iktidar yeni aktörler tarafından paylaşılır hale gelecek.” öngörüsünde bulunuyor.

“Türkiye’de yazılı basın hızla kan kaybetmeye başlayacak”

Dijital devrimle medyada güç ve iktidarın yeni aktörler tarafından paylaşılır hale geleceğini düşünen Aslı Tunç, gazete yönetimlerinin ve gazetecilerin bu dijital devrimin ortaya çıkarttığı yapının hiç beklenmedik sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağının uyarısını yapıyor.

“Hantal yönetimler, üstten alta ilerleyen katı hiyerarşik kurumsal yapılar çatırdamaya başlayacak, hatta başladı bile. Türkiye’de çok dinamik, genç bir internet kullanıcısı kitlesi var. Bu kitle özellikle ana akım medyaya kuşkuyla hatta güvensizlikle bakıyor. İnternet ortamı ise bu ruh haline karşılık verebilecek alternatif alanlarla dolu. Bu nedenle yazılı basının Türkiye’de de hızla kan kaybetmesi şaşırtıcı olmayacak.” diye konuşan Aslı Tunç, Türkiye’deki gazeteciliğin gelecekte çok ciddi değişikliklere uğrayacağını düşünüyor.

“Türk gazeteciliği hangi içeriğine güveniyor?”

Ücretli kullanım modelinin Türk gazeteciliği için mantıklı olmadığını düşünen Aslı Tunç, bu düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor; “Kanımca Türkiye’de var olan gazetelerin internet sitelerinin paralı abonelilik sistemine geçmesi en azından kısa vaade mümkün değil. İnternet kullanıcılarının online içeriğe para vermesi için bu gazetelerin vazgeçilmez değerde bir habercilik sunması beklenir. Ancak başka yerlerde okuyamayacağımız yorum, analiz ve haberleri sunan bir siteye para verilebilir.”

Blogdan Al Haberi kitabının iki yazarından biri olan Aslı Tunç, son olarak çok kritik bir soru soruyor; “The New York Times gibi prestijli, dünyaca okunan ve sadık bir okur kitlesi yaratmış bir gazete bile abonelilikle risk aldığını kabul ederken Türk gazeteleri hangi içerik düzeylerine güvenerek böyle bir sisteme gidebilirler ki?”

Türkiye’deki gazetelerle Amerikan gazetelerinin “e-gazete” uygulamaları karşılaştırıldığında, Türk gazetelerinin çok daha uygun fiyatlara abonelik sağladığını görebiliyoruz. Amerikan gazetelerinin bazıları abonelerine sadece “e-gazete” ayrıcalığı tanımakla kalmıyor bununla birlikte gazeteyi de eve gönderiyorlar. İlerleyen zamanlarda Türkiye’deki gazetelerin de “e-gazete” abonelerine bu ayrıcalığı tanımaları beklenebilir. Gazetelerin internet sitelerindeki reklamlarından “illallah” diyenler veya bir haberi okuyabilmek için gazetelerin internet sitelerinde “kırk takla atanlar” için kalıcı çözümün reçetesi, kim bilir belki de ücretli abonelik sistemidir?


YAZILI BASININ GELECEĞİ YOK DİYE KENDİNİ KANDIRMAK

Digital Age konferansı yapıldı bitti. Toplantıda her sene olduğu gibi yine iyi isimler ağırlandı. Bu senenin yurt dışı iyi ismi Huffington Post internet sitesinin sahibi Arianne Huffington oldu. Basın bültenlerinde söylendiği üzere Huffington yazılı basının geleceği olmadığını öngörüp kurduğu haber sitesi deneyiminden yola çıkarak günümüzde internetin demokratik bir kamusal alana dönüşme sürecini anlattı.
Huffington gelen yorumların artmasının sebebini insanların kendilerini ifade etme isteğine bağladı. Wikileaks ile devletlerin saklayıcı ve haber üretici gücünün ortadan kalktığını vurguladı. Arap baharındaki sosyal medya gücünün üstünde durdu. Afganistan ile ilgili açtıkları bölümün insanların kendi resimlerini göndermesiyle renklendiğini söyledi. “Eski medya” diye nitelendirdiği şeyin dikkat eksikliği ve bir konu üstünde çok fazla ve uzun konuşma anlamına gelen obsesif kompülsif hastalıklarına takıldığını vurguladı.
Şimdi gelelim bunlara karşı bizim koyacağımız karşı tezlere. Zira herkes konuşanın Huffington olması sebebiyle eleştirilemez olduğunu söyleyip duruyor.
Öncelikle ben kafa karışıklığının sebebini, medyanın aktörlerinin birer birer kendi içinde tek medyaymış gibi incelenmesine bağlıyorum. Yazılı basını herkes tek bir medya gibi algılıyor. Oysa yazılı basını oluşturan selüloz kağıt ve onun üstüne dökülen eser miktarda mürekkep değildir. Medyayı oluşturan bunlar değil, içinde bulunan medya yaratan aktörlerdir. Bunlar o gazetenin köşe yazarlarıdır, sokakta dolaşan muhabirleridir. Gazete içinde okurların hiç bilmediği editörlerdir, haberlerin türkçesine katkıda bulunan düzeltmenlerdir. Bu ve bunun gibi yüzlerce kişi bir gazetenin gün içinde sizlerin elinize ulaşmasında katkıda bulunur. Ama okurlar bunun asla farkına varmaz.
Yeni nesil medyatörler bin kişinin çalıştığı gazetesine on kişinin çalıştığı internet sitesiyle karşı koyduklarını söylerler. Bu bakış açısı felsefik olarak doğru olmakla birlikte gerçeklerle uyuşmamaktadır. Gazeteye alınmayan her kişi aslında verilen bir ödündür. Gazetenin sıkça başvurulan bir hukuk servisi vardır, internet siteleri şimdilik bu zorunluluğa sahip değillerdir. Gazete haberi basar ve arkasında durur, internet sitesi gerekirse haberi “hop diye” yayından kaldırabilir, arkasında durmayabilir.
Bugünün gazetelerine baktığımızda bunları kağıt üstündeki yayınlar olarak görmek yanlış olur. Çünkü hemen hepsinin birer internet sitesi vardır. Hepsinin internet sitesinde son dakika haberleri vardır. Hepsinin internet sitesinde fotoğraf galerileri, görüntülü haberler vardır. Bu siteler şu anda büyüklüklerini kağıt üstünde olmakla göstermek istemektedirler. Eğer internete girerlerse zaten bu kadrolarıyla internet üstünde varolan tüm yayınların canına okuyabilirler.
“Hayır öyle şey olmaz” diyenlere sormak istiyorum kaçınızın en küçük ve az satan gazete kadar haberci kadronuz var? Kaçınızın haberleri bambaşka hale getirecek sayfa sekreterleriniz, grafikerleriniz var? Günde ajanstan gelenler hariç kaç haber üretebiliyorsunuz? Günde kaç haberi “bilmem ne gazetesinde demişler ki” yazıp iki nokta üst üste koyup aynen gazete haberini dayayarak geçiyorsunuz? Gazetelerde böyle bir şey yapanı gördünüz mü hiç?
Bakın istediğiniz listeye. İnternet haberciliğinde gazetelerin internet sitelerinin üstüne çıkan ek az site var. O yüzden gazetecilik batacak onların devri geçti diye kendimizi kandırmayalım. O işler öyle yürümüyor.
Habercilik konusu ucuz bir iş değildir. Yarı zamanlı, birilerinin kalan zamanlarında yapabileceği bir iş değildir. Vatandaş haberciliği diye bir şey olabilir ama Huffington hanımefendinin çok güzel belirttiği gibi bunun da üstünden geçilmesi, düzeltilmesi, çalışılası gerekmektedir. Lisede harika kompozisyon yazan abilerimizin ilk oturuşta mükemmel bir haber yapması, bırakın haberi başlık atması mümkün değildir.
Haberlerle dalga geçen Zaytung’u yapmak için bile gazeteci olmak gerekmiştir.
Bu dönüşüm tamamlandığında gazeteler değil, şimdi internette bulunan haber siteleri batacak. Hem maddi olarak hem haber olarak batacaklar. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

23 Kasım 2011 Çarşamba

YENİ MEDYA

Serdar Karagöz
15.10.2010

The New York Times'ın geçtiğimiz hafta Japonya'dan misafirleri vardı.

Bir süredir görev yaptığım The New York Times "Syndicate" departmanına dünyanın pek çok bölgesinden gazete patronları ve yöneticileri gelir. Dünyanın değişik bölgelerinden gelen basılı medya (printed media) yöneticileri ile sektör analiz edilir. Bu özelliği ile The New York Times sadece Amerika'daki medyanın değil tüm dünya medyasının nabzını tutuyor.

Japon misafirlerden önce The New York Times'ın İsviçreli ortağı misafirimizdi. Batıdan doğuya bütün medya yöneticileri basılı medya ürünleri için aynı şeyi söylüyorlar. Tiraj ve reklam gelirleri gittikçe düşüyor. İşten çıkarmalar yaşanıyor ve maliyet düşürücü tedbirler alınıyor.

Dünyanın en çok satan gazetesine sahip olan Japon gazete yöneticileri de bu günlerde hayatlarının en güzel günlerini geçirmiyorlar.

Basılı gazetenin popülerliğini yitirmesi meselesinde en zor durumda olan medya yöneticileri Japonya'da. Çünkü dünya günlük gazete satış rakamları sıralamasında ilk beş sırayı Japon gazeteleri elinde bulunduruyor.

Karşılaştırma yapmak işimizi kolaylaştırabilir.

Türkiye'de günlük toplam gazete satış rakamı yaklaşık 4.5 milyon. Japonya'nın sadece Yomiuri Shimbun gazetesi 12 milyon civarında satıyor. Böyle bir medya ürünü sanırım bütün medya patronlarının sahip olmak isteyecekleri bir şey. Japon gazeteleri her gün milyonlarca insana abonelik sistemi ile ulaşıyor. Toplam gazete satış rakamı 50 milyon'un üzerinde. Dolayısıyla okuyucunun basılı gazeteyi bırakıp, internete yönelmesi sektör yöneticilerini ciddi biçimde tedirgin ediyor. Japonya'da basılı gazete sektörünün batıya göre daha yavaş eridiğini söylemek mümkün. Fakat tirajların yüksek olması kayıpların batı ülkelerinden daha fazla olmasını beraberinde getirecek. Sadece içerik üreticileri değil basım ve dağıtım başta olmak üzere gazete ile ilgili bütün alt sektörler için oldukça sıkıntılı günler bekleniyor.

Radyoların ilk çıktığı yıllarda gazete işi ile ilgili karamsar bir havanın oluştuğunu ama bunun gazetelerde fotoğrafın yaygınlaşması gibi bir strateji ile geçiştirildiğini söyleyebiliriz. Radyodan hemen sonra televizyon, gazete sektörünü karamsarlığa sevk etmişti. Sektör, ürünlerini renklendirerek buna bir cevap verdi. Radyo ve televizyon gazete sektörünü bitiremedi. Sektör bu iki "medium" ile baş etmesini bildi.

Ama bugün radyo ve televizyon ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir tehdit var; internet!

Bu sefer sektör internete nasıl cevap vereceğini bilemiyor. Bazıları teslim bayrağını çoktan çekmiş durumda. Japon basılı medya sektörü hacmi dolayısıyla bu konuyu en çok dert edinenlerin başında geliyor. Açıkçası konuştuğum Japon medya yöneticilerinin de geleceğe yönelik bir stratejileri olduğunu söylemek oldukça zor. Japon tüketim alışkanlığındaki muhafazakârlık bir müddet onları ayakta tutacak ama gençlerin eline kâğıt tutuşturmak o kadar da kolay olmayacak. Japonlar da kâğıdı kurtarmak yerine kâğıt sonrasını düşünmeye başlamış durumdalar.

Hürriyet Gazetesi'nden İsmet Berkan sektöre ilişkin geçtiğimiz günlerde bir yazı yazdı. Berkan, internet üzerinden ücret ödenerek gazete okunmasının bir çıkış olabileceğini söylüyordu. Berkan yazısında, The New York Times'ın internet edisyonu için ücretli modeli denediğini ve başarılı olamadığını ifade etti. Bu bilgi yanlış değil ama eksik. Çünkü The New York Times önümüzde Ocak ayından itibaren içeriğini ücretli yapacak. Ve bundan sonra ki yatırımlarını dijital alana yöneltecek. Sürekli düşen tiraj meselesini artık temel sorun olarak görmeyecek. Ve büyümeyi dijital alanda hedefleyecek.

Son Rakamlar Son rakamlara göre Amerika'nın en çok satan gazetesi interneti ücretli olan The Wall Street Journal. Günlük satış rakamı 2 milyon civarında. Hemen arkasından USATODAY geliyor. Satış rakamı 1.3 milyon. Üçüncü sırada The New York Times var. Günlük tirajı; 870 bin.

Geçen yılın bu dönemlerine göre The Wall Street Journal hariç bütün gazetelerin tirajlarında azalma görüyoruz. Gelirler düzeyinde de ciddi düşüşler yaşanıyor. 3. çeyrek rakamlarına baktığımızda The New York Times'ın internet gelirleri hariç bütün gelirlerinde gerileme var.

Amerika'nın bir diğer medya devi USATODAY gazetesini çıkartan Gannett için de durum aynı. 2010 yılının 3. Çeyrek rakamlarına göre; Gannett bünyesindeki basılı medya ürünlerinden elde edilen gelirler yüzde 5 azalırken, dijital medya ürünlerinden elde edilen gelirler yüzde 10 artmış durumda. Gelinen noktada Gannett de The New York Times şirketi gibi bütün yatırım stratejisini dijital üzerine kurma kararı almış durumda.

Bünyesinde basılı medya ürünü bulunduran medya grupları artık gelecek projeksiyonlarını dijital markete göre şekillendiriyor. Yılsonu mali rakamları belirginleştikçe internete uyum sağlamanın ve ona uygun medya stratejileri geliştirmenin önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Dünya medyası kendini bu yeni duruma çok hızlı bir biçimde hazırlıyor. Dolayısıyla çok değil yakın bir gelecekte medya sektöründe "doğal seleksiyon" ile karşı karşıya kalacağız. Yeni döneme kendini uyarlayamayanlar dijital arşivlerdeki yerlerini alacaklar.

İyi bir hafta dilerim.

serdar.karagoz@sabah.com.tr

http://twitter.com/serdarkaragoz/

TABLET BASILI MEDYAYI KURTARIR MI?

08 Temmuz 2011
Tanol Türkoğlu

Medya kuruluşları tablet cihazlara uygarladıkları yayınları için para talep etmek istiyor. Peki okur buna ne tepki verecek? Bu artık basit bir tiraj meselesi olmaktan çıkıyor. Gelecek on yılda bu sorunu kim çözerse yeni dördüncü güç o olacak! Dördüncü güç olan medyanın dijital kültürü, interneti dize getirme çabaları devam ediyor. Yeni umut tablet cihazlar. Şöyle ki : Web üzerinden hizmet veren gazete/dergi siteleri yaygın olarak bu hizmeti ücretli yapamadığından dolayı kara kara düşünüyor. Diğer yanda ise kağıda basılan versiyonlar her geçen gün zarar yazmaya devam ediyor. Her iki taraftan da sıkışan medya devleri gözlerini tabletlere dikti. iPad ile yaygınlaşan tablet cihazların en önemli iki özelliği var. Birincisi internet erişimini olanaklı kılması, ikincisi de geniş bir ekrana sahip olması. Geçtiğimiz günlerde yakın bir dostum, babasının iPad ile tanışmasını anlattı. Dördüncü sınıfa giden torununun elinde gördüğü iPad’in nasıl kullanıldığını ayaküstü onbeş dakikada ondan öğrenmiş ve daha sonra cihaza el koymuş! Cihazı en çok medyayı izlemek ve epostalarına erişmek için kullanıyormuş! Tabletler sosyal medya ya da medya sitelerine erişimde büyük bir kolaylık sunmakta. Bunu tespit eden medya kuruluşları, tıpkı daha önce yayınlarını web site formatına dönüştürdükleri gibi, şimdi de tablet cihaza dönüştürme telaşına girdiler. Ancak bir kamburu da beraberinde getirerek. Tablet üzerinde çalışan versiyon ücretli olacak! Görünen o ki okuru kaçırmadan, canını acıtmadan bunu nasıl yapacaklarının yolunu arıyorlar. iPad’i elinize aldığınızda herhangi bir medya organının (varsa) uygulamasını ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz. Ancak bu aslında altyapı ve örnek bir nüsha içeriyor. Daha sonra güncel bir sayıyı indirmek istediğinizde bunun için ücret ödemeniz gerekecek. Bu ödemeyi yapmaya hazır mısınız? Bilginin bolluğu, bu ücreti ödeme konusunda okuru isteksiz davranmaya zorlayacak. Bir yanda ücretsiz rakipler varken neden ücret ödesin? Aslında bu tür hizmetlerin ücretli olmasının temelinde yatan ögeleri iyi analiz etmek gerekiyor. Bilgiye, güncel havadise erişmek için ortada hiçbir güvenilir aracı yokken bir medya organının varlığı paha biçilmez bir şeydi – o nedenle bu kaynaktan beslenmenin ücretli olması doğaldı. Zaman içinde bir yandan reklam hizmetlerinin gelişmesi diğer yandan da bilgi, havadis kaynaklarının dijital kültür ögeleri sayesinde neredeyse sonsuz, sınırsız bir hale gelmesi bu modeldeki ücretli hizmet kısmını zorlar hale gelmiştir. Medya şirketlerinin ardına sığındığı yüksek maliyet özürleri de ortadan kalkıyor. Artık kağıt masrafı yok, baskı masrafı yok, matbaa altyapısı kurma masrafı yok. Aynı işlevi gören ve çok daha düşük yatırım gerektiren dijital altyapılar var. Peki medya neden hala okurdan para almaya çalışıyor? Cevap basit: En kolay, en garantili yol bu! Reklam, pazarlama, alternatif modeller çok daha zor ve oynak! Bugün var, yarın yok! Medya kuruluşları gelecek on yılda, kurulduklarından bugüne geliştirmiş oldukları marka değerlerini kullanarak, dijital ortamda okurlarından ücret almaya devam edebilir; ancak sonuçta bu kendi bindiği dalı kesmek olacaktır. Er ya da geç bunun çıkmaz sokak olduğu idrak edilecektir. O sırada yeni ya da eski fark etmez, her kim ki bu hizmeti ücretsiz sunup ayakta kalabilmeyi başarabilirse, dünyanın yeni dördüncü gücü o olacak!

Cumhuriyet Bilim Teknoloji (1268) – Ooof Off Line Köşesi – 08 07 2011

22 Kasım 2011 Salı

TABLETLER YAZILI MEDYAYI BİTİRMEYECEK

Dr. Mario Garcia:
26.06.2011
artı 1T Tasarım Günleri’nin dördüncü gününde, 100 ülkede 550 gazeteye danışmanlık yapan tasarım ustası Mario Garcia, iPad devriminin ve yazılı basının geleceğini konuştu. Türkiye'nin dört bir tarafından ve yurt dışından gelen öğrencilerin katılımıyla düzenlenen artı 1T Tasarım Günleri'nin dördüncü gününde, 100 ülkede 550 gazeteye danışmanlık yapan tasarım ustası Mario Garcia, iPad devriminin ve yazılı basının geleceğini konuştu. "Ben bir görsel gazeteciyim. Asla tasarımcı ya da gazeteci kelimelerini kullanmıyorum" diyen Mario Garcia, bir gazeteci gibi düşündüğü için, kendini görsel gazeteci olarak nitelendirdiğini söyledi. Gazetelerin gelecekte yok olacağını söylentilerine inanmadığını söyleyen Amerikalı görsel tasarımcı, geçmişten bugüne hiçbir mecranın, bir diğerini öldürmediğini şöyle belirtti: "Radyo ve televizyon çıktığında gazeteyi nasıl öldürmediyse, IPAD ve tablet devrimi de yazılı medyayı bitirmeyecek. Tabii ki yazılı medya kalıcı olmaya ve anne sütü gibi temel görevini sürdürmeye devam edecek. IPAD ve ötesindeki zamanlarda ayakta kalmak, uyum sağlayarak olacak." Hiçbir zaman tasarım okumadığını ama hayatında tasarımın hep yer aldığını belirten 64 yaşındaki usta tasarımcı, yazılı medyanın yerini internet medyasına bırakacağı tezine inanmadığını vurguladı.
Gazetelerin birinci sayfaları yerini insan hikâyelerine bırakacak
Gelecekte yazılı basının daha güzel olacağını savunan Garcia, artık gazetelerin birinci sayfalarında cinayet, kaçakçılık, ticaret ve siyaset gibi konuların anlatılma devrinin bittiğini, ileride daha çok insanların en çok bilmek istediği sağlık, aile ilişkiler, yemek, teknoloji ve aygıtlar ile ilgili daha sosyal haberler olacağını ileri sürdü. Çağdaş düzlemde haberin yeni tanımı olan insana dair hikâyeleri yazarken, duygunun çok önemli olduğuna dikkat çeken Garcia, şöyle devam etti: "Geleceğin gazeteleri çok daha güzel olacak. Hikâyenin duygusal olması, bamteline dokunması gerekiyor. Siz gazetecilik değil hikâyecilik peşinde olmalısınız ve hikâyeyi nasıl anlattığınız önemli. Şimdilerde gazeteler duygusal hikâyeleri önemsemediği için, imdada sosyal medya yetişiyor. Bu yüzden bu sosyal paylaşım siteleri ilgi görüyor."
"En iyi tasarım, en basit tasarımdır"
'Vatandaş gazeteciliği' kavramının son yıllarda arttığını söyleyen Mario Garcia, Amerika'da dünyayı sarsan Michael Jackson'ın, Usame Bin Ladin'in ölümü gibi birçok olayı,vatandaşın Reuters'dan bile daha önce duyurduğunu anlattı. "Elinde telefon olan herkes bir gazeteci oldu" diyen Garcia, haberlerin artık insanlar arasında medyadan önce duyulduğunu ve daha hızlı ulaştığını belirtti. Meslek hayatında 40.yılını deviren ünlü görsel gazeteci, "Haberlerin daha hızlı yayılmaya başladığı için, basılı medyadaki haberler, daha ayrıntılı ve arka planıyla beraber bir de hikâyesi olmalı. Gazetede 'özel haber'lere daha çok yer verilmeli. Önemli haberin öne çıkarılma hiyerarşisiyle hareket edilmeli ve "En iyi tasarımın, en basit tasarım olduğu unutulmamalı" diye konuştu. "Büyük sayfalar artık yok olacak. Gazeteler, cihazlar, her şey küçülüyor artık. Tek büyüyen şey jumbo jetler" diyen usta tasarımcı, değişmeyen tek şeyin insanların hala 24 saati olduğunu gazetecilerin de bu zamanı iyi değerlendirmesi için okuyucuyu harekete geçirmesi gerektiğini hatırlattı.
Okuyucunun bir stratejiyle şaşırtılmayı beklediğini ifade eden Mario Garcia, yazılı medyaya ve içinde bulunanlara öneriler de bulundu: "Bir gazete bilinmesi okunması ve yapılması gerekenler konusunda bilgi vermeli. Gazeteler kendi kimliklerini kaybetmeden değişiklik yapmalı. Türk gazeteleri de kendi kimliğini kaybetmeden dünyaya bakmalı. Modern bir yayın kuruluşu, her gruptan insana hitap etmek için okuyucunun beklentilerini göz önünde bulundurmalı. Kullanıcının hayat tarzına göre gün içerisinde bile makul değişiklikler yapmalı. Yapılan bir araştırmaya göre, gazete ve dergi okuyucuları makaleleri daha hızlı okuyup daha çok hatırlıyor. iPad ya da tabletten okuyanlar da daha çok dijital metinleri okumayı tercih ediyor. Dijital okuyucu, uzun hikâyeleri mobil telefonda okumak istemiyor ama son dakikalar telefonuna gelsin istiyor olabilir."
Dünyanın birçok ülkesindeki gazetelerde görsel gazetecilik yaptığını söyleyen Garcia, İspanya, Rusya, Amerika ve Lübnan gibi ülkelerdeki çalışmalarını ve oradaki gazeteleri nasıl değiştirdiğini anlattı. Garcia, sunumunun ardından öğleden sonra katılımcıların sorularını yanıtladı.

MEDYA NEREYE KOŞUYOR?

Hürriyet Pazar
Şermin TERZİ

Medya nereye koşuyor?Buyurun size “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan” sorusu kadar klasik olmaya namzet bir soru daha: “Yazılı medya mı, dijital medya mı?”

Herkesin gözü bu iki medya mecrasının üzerinde. Kimileri dijital medyanın, internetin hızıyla birlikte geleneksel medyaya nal toplatacağından, kimisi ise dijital medyanın prestijinin geleneksel medyaya yetişebilmesi için daha 40 fırın ekmek yemesi gerektiğinden dem vuruyor. En iyimser tez ise, her iki medyanın da mutlu mesut bir arada yaşayacağı ve birbirini besleyerek varlığını sürdüreceği... Ama antitezler de yok değil. Hatta yazılı basın için kıyamet tarihi veren bile var: 15 Nisan 2043.
Vuslat Doğan SABANCI (Hürriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı)
Haberin tüketicisi artık haberin kaynağını daha çok hissetmek istiyor
KAĞIT-İNTERNET REKABETİ YOK
Yazılı basın ve dijital medya rekabeti olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Dijital medya yazılı basını uzatıyor, çekiştiriyor, büyütüyor, daha fazla yere götürüyor, konuşturuyor, dillendiriyor, koku veriyor. Eğer daha bu işin başında bununla barışır ve bunu kabul edersek vizyonumuz çok açık. Yapabileceklerimizin, gazetecilik olarak ulaşabileceklerimizin, söyleyeceklerimizin sınırı yok. Bu bir dönem ve sancılı bir dönem olacak. Çünkü bu işin ekonomisi, hayal ettiğimiz ve gerçekleştirdiğimiz sürece aynı anda para kazandırmıyor. Ama mutlaka buradan para kazanmaya başlayacağımızı düşünüyorum.
OKUR 1 SAAT BİLE BEKLEMEK İSTEMİYOR
Gazetecilik olarak ortaya koyduğumuz önemli bir değer var. Bu değerin, sadece internet sitelerinde her yerden haberleri toplayarak ve masa üstünde eğip bükerek yayınlamasının doğru olmadığını düşünüyorum. Dijital haberlerin verildiği mecralarda da, mutlaka ve mutlaka Hürriyet Gazetesi gibi, büyük haber ajansları gibi gerçekten haberin kaynağına giden, güvenilir ve doğru bir şekilde veren, iyi analiz eden, iyi aktaran gazetecilere ve haberlere ihtiyacımız var. Okur bu mecraya dönecek ama sadece güvenilir, sadece daha iyi ve daha dar kapsamlı yazılmış bir haber için 24 saat beklemek de istemiyor. Bırakın 24 saati, saat başı bile değil, anında bilmek istiyor.
HEM HAP GİBİ, HEM DETAYA İNEN HABERLER
Aynı okur, haberi kimi zaman hap gibi, kimi zaman detayına inip bilmek, kimi zaman duymak ya da görselini izlemek istiyor. Yani, haber tüketicisinin fırsatlarıyla birlikte, istekleri de çok çeşitleniyor. Okuyucuya bunu vermeliyiz, bunu verdikten sonra da ortada bir rekabet yok aslında. İşte bu yüzden zaten Hürriyet Gazetesi, Hürriyet İnternet, Hürriyet markasının içindeki her şey Hürriyet. Ve bu hep böyle olacak. Ben bir tane Hürriyet düşünüyorum ve hepsinin de bir olduğunu düşünüyorum. Hürriyet’in son imaj kampanyasında da biz bunu anlatmaya çalıştık zaten. Onun için yeni reklam kampanyasında “Herkese daha fazla Hürriyet, her yerde Hürriyet” dedik. Yazılı ve dijital medyanın bence belli bir hedef kitle profili yok. Olması da mümkün değil. Kendimizi, “İnternete gençler giriyor” diye kandırmayalım. Tabii ki internete gençler giriyor ama annelerimiz de giriyor. Dolayısıyla dijital medya ve yazılı medya profillerini ayırmama taraftarayım.
BAZEN SİYASET, BAZEN MAGAZİN, BAZEN SPOR
Teknolojinin farklılaşmasıyla, ilgi çekecek haberlerin de farklılaşacağını düşünmüyorum. Konjoktürel olarak kimi zaman hareketli bir siyaset, kimi zaman siyasetten bıkarak magazin, kimi zaman da spor haberlerinin yükselişi olacak. Haberlerin yazım dilinde farklılıklar görülecek ve olmaya da başladı zaten. Haberin tüketicisi, haberin üzerinde artık daha az oynanmasını ve haber kaynağına kendini daha yakın hissetmek istiyor. Daha samimi ve daha birinci söz haberleri tercih ediyor.
BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS ÖNE ÇIKIYOR
Haberlerin yazım dilinde birinci tekil şahıs çok önem kazanıyor ve daha da önem kazanacak. Çünkü haberi tüketen artık daha fazla şeffaflık ve haberi yazanla yakınlık duymak istiyor. Artık mesajların da çok net verilmesi gerek. Hedefi olmayan, çok üzerinde çalışılmış, ağırlaşmış haberler biraz demode. Ne söylediğinin çok kesin anlaşıldığı akımlar medyada önem kazanacak. Gençlerin iletişim dili de bu zaten. Hız, netlik, şeffaflık dışındaki her şey medyada kendini tasfiye edecek.
İNTERNET DAHA KRAVATSIZ BİR MECRA
Okur, internet üzerinden okuduğu haberlerde formaliteden uzaklaşmak istiyor. “Haber hem güvenilir, sağlam olsun ama hem de formaliteyle 24 saat beklemek zorunda kalmayayım” diyor. İnternet mutlaka daha kravatsız, ceketsiz bir mecra. Biz gazetelerde gitgite haberleri kısaltmaya başladık. Haberleri daha hap gibi, daha çeşitli kullanmak istiyoruz. Ama okuyucu, internetteki bir haberin içinde, isterse derine inilip yazılanı, isterse de hap gibi verileni tercih ediyor. Yani aslında internette rekabet daha zor. Hem derine iniyorsun, hem hap gibi haberler veriyorsun; görsel, ses ekliyorsun. 360 derecelik bir rekabet dünyası oluşuyor.
FATİH ÇEKİRGE (Hürriyet İnternet Genel Yayın Yönetmeni)
Kendini anlatan yazarlar uzun yorumlar demode olacak
· Kendini anlatan yazarlar, uzun yorumlar yazan köşe yazarları ve uzun yapılan röportajlar kesinlike demode olacak. İnsanların öykülerini, kısa ve kararlı cümlelerle anlatan soru cevaplar moda olacak.
· İnteraktif yazarlar gelecek ve kuru habercilik demode olacak. Analiz habercilik özellikle öne çıkacak. “Bu haber ne anlama geliyor?” sorusuna, haberin içinde cevap bulan okur, o tür haberciliği moda haline getirecek.
· Haber analizleri köşe yazarlarına kalmayacak. Yazılı basının ağırlığı devam edecek. Ancak dijital medya artık “Yeni medya” dediğimiz mobil habercilik, dizüstü habercilik, WEB TV haberciliği kavramıyla yer değiştirecek.
· Anında ve nerede istersen dilediğin haberleri alma özgürlüğü veren, SMS haberciliği gelecek. Bir olayla ilgili bir yazar yorum yaptığında, anında okuyucunun cep telefonuna gidecek. Yani yeni medya, yalnız ertesi gün kağıdı bekleyenlerin değil, anında ve istediği oranda istediği tür haberi ve yorumu, her türlü iletişim kanalından alan okurların interaktif dönemi olacak.
Prof. Dr. YASEMİN İNCEOĞLU (Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi)
Dijital medyanın en önemli silahı “öteki”lere sesini duyurma imkânı vermesi
· İnternet medyası, insanlara üretici olma imkanını veriyor. Sokaktaki insan sesini duyurabiliyor. Ama internet haberleri alternatif üretmediği gibi, kaynak göstermeden kopyalıyor ve tekrar haberler kullanıyor. Tabii ki dijital medyanın avantajları büyük; hız, ucuzluk, özgürlük, etkileşimlilik, katılımcılık, sürekli güncellenebilme vs. ama internet ortamında dolaşan enformasyonun büyük bir bölümü asparagas (yüzde 90’ı).
· Tüm dünyada basın, kadın ve gençlerden tiraj artırmaya bakıyor. Dijital medyanın en önemli silahı, “öteki”lere seslerini duyurma imkanı vermesi. Medyada kadınlar, çocuklar, gençler, etnik azınlıklar, LGBTT’ler (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel) ya hiç temsil edilmiyorlar ya da eksik veya çarpıtılarak konu ediliyorlar. Yurttaş gazeteciliğinde yurttaşlarla ilgili haberleri yaparken haber kaynağı olarak onlara başvuruluyor ve cinayet, tecavüz, işsizlik gibi konuları onların ağzından dinliyorsunuz. Klasik 5n 1k’da (*) çok nadir olarak irdelenen “neden” sorusuna yanıtlar aranıyor.
· Günümüz gösteri toplumunda her şey gibi haber de seyirselleşiyor. 1980 sonrası hazcılık, ben-merkezcilik, popülizm, gusto, şöhret, gurme, kaliteli yaşam, rafine, seçkincilik, değişim, özel alanın kamusala taşınması türünden kavramlar moda oldu.
(*) 5n 1k: Haberin öğelerini oluşturan “ne, ne zaman, nerede, nasıl, neden, kim” sorularını içeren gazetecilik terimi.
Prof. Dr. HALUK GÜRGEN (Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı)
Gazete ve televizyon yorumcuları etkisini yitirecek
· İnsanların yazıyla, haberle kurdukları ilişki dijital medyayla birlikte farklılaşacak. İnternetle ilişki kurma oranı yükseldikçe, bizzat bunun üzerinden kendini ifade etme ve ifade edenlerle ilişki kurma istekleri artacak. Hürriyet’in yaptığı, “Herkese daha fazla Hürriyet” reklam kampanyasındaki daha fazla Hürriyet, daha çoklu ortamlarda okuyucuya hürriyet mesajı, bu durumu son derece iyi anlatıyor zaten.
· Televizyonlardaki bildiğimiz ajans saatleri, ana haber saatleri olmaya devam edecek ama formatları değiştirmek zorunda kalacaklar. Haberin veriliş tarzında büyük değişiklikler olacak. Daha kısa süreli, daha spot haberler olacak.
· Buna mukabil haberin yorumlanışıyla ilgili, interaktivite fazlasıyla artacak. Haberler spot biçimde, yorumsuz şekilde iletilecek ama bunun üzerine okuyucunun interaktif yorumu, yoğun bir şekilde devreye girecek.
· Gazetelerdeki köşe yazarları, televizyonlardaki yorumcular etkilerini yitirecekler. Zaten buna da ihtiyaç duyulmayacak. İnsanlar, o haber üzerindeki kendi yorumlarını, önümüzdeki 15-20 yıl içinde kendilerinin sahibi olduğu alan içinde zaten yapacaklar. Hayat, bu yorumcuların kanaat önderi olmasına izin vermeyecek kadar parçalı ve farklı boyutta çok katmanlı yaşanıyor olacak.
· İnsanın haber alma ihtiyacı asla bitmeyeceği için, kağıdın biteceğini düşünmüyorum ama işlevi değişecek, sayfa sayısı azalacak. Kitapçık biçiminde birkaç sayfalık, küçük haberlerin yer aldığı, olanı biteni bize anlatan haberlerin anlatıldığı biçime dönüşeceğini düşünüyorum. Üstelik bunlar daha yerel olarak, mahalle bazında da giderek çoğalacak.
· Gençler giderek internetten daha fazla haber alma, telefonla haber alma, kendisinin de o habere yorum yazma gibi etkileşimler içinde bulunma sıklığı içinde olacak.
· Televizyonların da çok kişisel olacağını düşünüyorum. Diziler, tartışma programları gibi değil, aşırı uzmanlaşmaya yönelik, kim neyi istiyorsa onu satın alacağı, onun üzerinden kendisiyle medyayla ilişkiye sokacağı çözümler üretilecek.
MAGAZİN VE SAĞLIK HABERLERİ YÜKSELECEK
Çok spesifik, aşırı uzmanlaşmaya dayalı haberler ortaya çıkacak. Mesela şimdi ekonomi, iç ve dış politikalarda uzmanlaşma var ama bu daha da çeşitlenecek. Sağlıkla ilgili haberler çok önemli bir yer tutacak. İnsana beceri kazandıran eğitim programları çok artacak. Magazinin önemi artarak devam edecek. Magazin olmadan hayatın tadı tuzu olmayacak. Geçmişte kesinlikle böyle düşünmüyordum ama şimdi görüyoruz ki, artık ekler ana gazetelerden daha fazla okunuyor.
NURİ ÇOLAKOĞLU (Gazeteci, televizyoncu)
TV, radyo ve internet hâlâ gazetelerin haberleri üzerinden geviş getirerek yaşamaya çalışıyor
· Medyanın çok önemli bir özelliği, yeni gelenin eskileri yok etmemesi. Radyo başladığında, “Gazete çöpe gidiyor” dendi olmadı, televizyon gelince radyo bitti dendi olmadı, internet her şeyi yok edecek dendi, hiçbiri olmadı. Hepsi evrilip kendine yeni yaşam alanı yarattı ve hayatını sürdürdü. Ama herkes tüketicisini daha fazla dikkate almaya, taleplerini göz önünde tutarak şekillenmeye devam etti.
· İşte tam da bu yüzden kişiselleştirilmiş, daha küçük kesitlere hizmet veren segment (parçalara ayrılmış) medya öne çıkacak. Meselâ, önceden şarap dergisi varken, şimdi Fransız şarapları, Kaliforniya şarapları dergisi, hatta üzüm türlerine göre dergiler piyasada boy gösterdi. Ama bunlar genel dergileri yok etmedi. Önümüzdeki dönemde de, bu tür küçük segmentlerin ihtiyaçlarına cevap veren mecralar göreceğiz. Böyle bir işe başlama maliyeti de giderek düştüğünden bu yöndeki eğilimler desteklenecek.
· Ben NTV’yi kurarken herkes benimle dalga geçti. “Bütün bir günü dolduracak haberi nereden bulacaksın, bu kadar haberi kim seyredecek” diyorlardı. Şimdi ise Türkiye’de 15 haber kanalı var. Yenileri sırada. Sadece haberle iş bitmiyor. Artık ekonomi kanalları da artıyor.
· Lord Reith BBC’yi kurduğunda radyo haberlerini sunan spikerler, mikrofon başına papyon, kravat ve smokinle oturuyorlarmış. O kadar ağır, kalın, resmi bir havada başlamış iş. Sonra gittikçe esnedi.
BU GÜREŞ KIRKPINAR GİBİ GÜN BATSA BİLE SÜRER
· Gelişme çok hızlı ama taşınabilir medyanın sabit medyayı yakalaması çok zaman alacak. Daha da önemlisi, şu anda TV’ler bile gazeteler kadar içerik yaratamıyor. TV, radyo ve internet hâlâ gazetelerin haberleri üzerinden geviş getirerek yaşamaya çalışıyor.
· İnternetin geliri artıyor ama bir o kadar da parçalanıyor. Dolayısıyla çok iyi paralar verip çok pahalı gazetecileri istihdam edebilecek düzeye gelemiyorlar.
· Artık yazını bassınlar diye gazete, dergi sahibi arkadaşlarına yalvarmana, yayıncı kapısında beklemene gerek yok. Nefesine güvenen borazancıbaşı. Aç bir blog, yaz. Bunu gelire dönüştürüp, böyle bir iş yaptığını dünyaya duyuracak bir reklam kampanyası başlatamazsan, bir gazete ya da derginin sendeki cevheri görüp seni tanıtmasını beklemek zorundasın. Yani bu güreş Kırkpınar gibi, gün batsa bile sürer.
HD EKRAN VARKEN KİM GOLÜ TELEFON EKRANINDAN İZLER
Her ne kadar, “dijital basın yazılı basını yok edecek” tartışmaları giderek tırmanarak devam etse de, yazılı basın devam edecek. Bu fotoğrafın köklü bir biçimde değişebilmesi için, internetin kullanım alanının çok çok artması gerekecek ya da cep telefonlarının daha da geliştirilmesi gündeme gelecek. Golleri, 3x5 cm’lik bir ekrandan izlemekle, evdeki HD dev ekrandan izlemek arasındaki farkı takdirinize bırakıyorum. Dijital medya daha genç, daha okumuş yazmış, daha küçük yaşta bu ortamla tanışmış insanlara yönelik olacak. Ama para harcayanlar hâlâ, gazete ve dergi okuyup, TV seyredecek. Hüner doğru adamı nerede bulacağını ve ona neyi nasıl satacağını bilmekte olacak.
SERDAR TURGUT (Akşam Yazarı)
Haberi roman gibi yazan usta-yazar muhabirler dönemine giriyoruz
· Gelecek dönem medyada aslında yeni bir moda olmayacak. Çünkü genel kanının aksine, tuhaf konularda yazı yazma Montaigne tarafından başlatılmıştır, yani tarihi hayli eskidir. Montaigne, benim gibi penis yazıları belki yazmamıştır ama gaz çıkarmak üzerine bir yazısı vardır. Burada hangi konuda yazıldığı değil, nasıl yazıldığı konusu daha önemlidir. Kadın olsaydım vajinam üzerine muhakkak yazı yazardım. Belki şimdi bile yazabilirim.
· Yeni dönem gazeteciliğin geleceği noktada, siyaset dışı her konuda yazmanın moda olacağı söylenemez. Demode olacak şey ise belli: Siyasi yazıları hiçbir farklı bakış geliştirmeden, yeni bir laf etmeden yazanlar...
· Haberlerin veriliş tarzında olması gereken değişiklik de aslında yeni değil. 1960’lı yıllarda ortaya çıkmaya başlayan “yeni gazetecilik” ekolünde, haberler sanki birer roman gibi yazılmaya başlandı. Büyük ustalar yetişti bu ekolden. Bu medyada yeniden hakimiyet kazanacak. Bunu yapabilen usta yazar-muhabirler dönemi başlayacak. Bir gece önce televizyonda zaten izlediğimiz haberi “öğrenildi, bildirildi” gibi cümlelerle anlatan haberler gündemden düşecek.
· Yazılı basın ve dijital medya rekabeti bırakacak ve zorunlu bir uzlaşma olacak. Her ikisi de, nasıl yaparız da birbirimizi destekleyerek bir arada yaşarız sorusunun cevabını aramak zorunda kalacak.
· Gazetecilerin okur hedefi daima gençler ve orta yaşlılardır. Ama özellikle de kadınlar. Bunlar okuduğu takdirde, okunan yazı toplum içinde ağızdan ağıza yayılma gücüne kavuşur. Yani sosyolojik kavramıyla bir meme olurlar. Bir de insanlar, hayatı daha iyi yaşamalarına yol açacak türde haberlere ihtiyaç duyuyorlar.
PELİN ÖZKAN (MediaCat Yayın Yönetmeni)
Yalın, kısa ve öz içerik her zaman iş yapacak
· Hızlı tüketim çağında yaşıyoruz. Dolayısıyla medya tüketim alışkanlıkları da hızla değişiyor. Özellikle dijital iletişim teknolojilerinin gelişmesi, medya tüketim alışkanlıklarını çok etkiledi. Bu kadar yoğun tempo içinde medyada sadelik, basitlik ve kısa içerikler daha çok ilgi görecek. Yani karmaşıklık, uzunluk demode; basitlik, yalınlık, kısa ve öz içerik moda. Zamanımız az, tempomuz yüksek. Daha kolay anlayacağımız içerikler her zaman iş yapar. Tüm medyalar için geçerli bu.
· İnternet ve dijital mecralar tabii ki bir medya olarak kendi yerini bulacak, gittikçe de daha önemli hale gelecek.
· Ancak bu, diğer mecraların gereksizleşeceği anlamına gelmiyor. Örneğin, internette video tüketiminin artması, artık filmlerin ve dizilerin de internetten kolayca izlenebilmesi, televizyonu öldürmeyecektir. Çünkü sayısız içerik seçeneği arasından, bize belirli bir içerik demeti oluşturup sunan televizyonların, hâlâ değerli bir fonksiyon olarak televizyonları ayakta tutmaya yeteceğini düşünüyorum. Televizyon çıktı diye hayatımızdan sinemayı çıkarmadık ya da radyoyu silip atmadık.
· İnternet ve dijital mecraların gücü o kadar da büyük bir tehdit olarak görülmemeli. Sonuçta orada çok büyük bir ekonomik boyut yaratmak hiç mümkün gibi görünmüyor. Gazetelerin yapacağı en iyi şey ise, bence yollarına birer gazete değil de birer marka olarak devam etmeleridir. Bence Hürriyet buna ilk uyanan gazete oldu.
15 NİSAN 2043 GAZETELERİN KIYAMET GÜNÜ MÜ?
Dünyanın en popüler haber bloglarından biri olan Huffington Post, geçtiğimiz şubat ayında Kuzey Carolina Üniversitesi’nden Profesör Philip Meyer’in, basılı gazetenin geleceğine dair bir tahminine, daha doğrusu bir kehanetine yer verdi. Meyer’e göre son gazete 15 Nisan 2043’te basılacak ve ondan sonra gazete tarihin tozlu raflarına kalkacak. Kısacası bu tarih basılı gazeteciliğin kıyamet günü olacak.
Meyer’in bu tahmini gazeteli zamanda doğup, basılı gazete okuma alışkanlığı edinmiş kuşakların yavaş yavaş dünyayı terk etmesi olgusuna dayanıyor. Bugünlerde ise internetsiz bir zamanda yaşamamış, internetsiz bir dünyanın nasıl olduğunu kolay kolay hayal edemeyecek kuşaklar var. Aramızdan ömrü yetenler 15 Nisan 2043 günü geldiğinde gazeteler için kıyametin kopup kopmadığını görecek. Ama ben şöyle düşünüyorum: İnsanoğlu uzun tarihi boyunca geliştirdiği çok az şeyi tümüyle müzeye kaldırmıştır. Her şeyin rasyonel nedenlerle yapıldığı hayali bir dünyada motorlu gemiler varken, yelkenlilere hiç ihtiyaç olmaması gerekir ama yelkenliler yepyeni bir fonksiyon üstlenerek, külfetli bir hobi aracına dönüşerek varlığını sürdürebiliyor.
Yeni çıkan her şey eskiyi yok etmek zorunda değil. DVR yardımıyla TV yayınını otomatik kaydeden TiVo’dan sonra televizyonların reklam gelirleri düşecek dendi. Ancak tam aksine televizyon ve TiVo arasında bir tür Stockholm sendromu oluştu. TiVo gelirleri azaltmadığı gibi, seyredilme oranlarını artırdı.
Hulu.com’da size HD kalitesinde televizyon seyretme imkanı sunuyorlar. Amazon’dan Netflix’e şimdi herkes bir filmi internet üzerinden size en kolay aktarmanın yollarını arıyor. Streaming deniyor buna. Ancak yine de, birileri çıkar size Mad Men gibi televizyon dizisi yaparsa, oturup izliyorsunuz.
Amerika’da internet haberciliğinde son bir yıldır yıldızı artık iyice parlayan site Gawker. Medya dedikodusu yaparak başladılar, şimdi alternatif bir habercilik sunmaya başladılar. Bir teze göre gazeteler kendi portalları üzerinden saygın, geleneksel haberciliği devam ettirecek ve yine referans noktası olacak. İnternetteki diğer tüm habercilik alanı ise Gawker’a kalacak.
Bloglar terk edilmeye başlandı. Onun yerine mikroblog Twitter var. Ve yenisi çıkana kadar şimdilik sahne sırası onun. Ama her şey o kadar hızlı ki, sadece şimdilik.
Medya şirketlerinin son 5 yıl içinde yaptıkları en büyük stratejik hatalardan biri de Facebook, Myspace türü sosyal paylaşım sitelerine aktarılan milyonlarca dolar oldu. Bu siteler asla para kazandırmadığı gibi, yüklenen bilgiler nedeniyle de şirketlere milyonlarca dolarlık operasyon maliyetine neden oluyor. İşin en trajikomik yanı, maliyeti en yüksek ülkeler, Türkiye, Rusya gibi üye sayısı çok, reklam potansiyeli hemen hiç olmayan ülkeler. Facebook’a en çok parayı kaybettiren yerlerden biri Türkiye.


17 Ocak 2010